27 Aralık 2013 Cuma

Burn After Reading (2008)

Amerikan sinemasının yaz tatiline girdiği bir dönemde, set işçilerinin bir düzmece senaryo bularak, yıldızları da yardım kampanyası yapacağız diye kandırmak suretiyle çektikleri bir film hissi bıraktı bende. Brad Pitt ve Clooney adı kandırıyor. Vakit kaybıdır bendeki izi.

25 Aralık 2013 Çarşamba

87

Siyaset deyince aklıma pislik gelir benim. Daha seçim zamanlarında başlar kirlilik. Yıllarca bıkmadıkları yöntemlerle ve tabi ki dünyanın her yerinde olduğu gibi pankartlarla, afişlerle bangır bangır gezerler. Akıp giden hayatı düşünmeden kaz gelecek yerden tavuk esirgemezler. Seçim dönemlerinde ve sonrasında çevreye verdikleri rahatsızlıktan dolayı da özür dileyeni görmüş değilim. Millet için derler ama aslında o pisliğin ödeneğini de milletin cebinden alırlar. 

Çocukluğumda bana eğlenceli geldiği yanları vardı. Anap logolu plastik top tekmelemek, SHP logolu balon patlatmak gibi eylemlerimiz oldu. Eylem derken yanlış anlaşılmasın ne olduklarından haberimiz yoktu. Bazı partiler de havadan çuval çuval kağıt ve tanıtım falan filanları atarlardı başımıza kakar gibi. Sonunda da hep millet kaybederdi. Hepsinin parası bizden çıkardı ve çöp olarak kucağımızda kalırdı. 

Seçimler biter yeni sahipleri koltuklarına otururlardı ya da eskiler devam ederdi.Genelde de devam ederlerdi. Çünkü liderler sevilirdi. Babamız, dayımız, canımız ciğerimiz gibi bilinirdi onlar. Tekrar gelirlerdi oturup kalırlardı, kovulmadan gitmezlerdi. Seçim gününe kadar da hep gülerlerdi her satıcının yaptığı gibi, onların işi de bize geleceğimizi pazarlamaktı. Satışlarını gerçekleştirdikten sonra servis desteği ya da güncelleme olmazdı artık. Onlara göre oy verdi diye ülkeyi satın almadı ya halk. 

Yıllar geçti, insanlar değişti ama gelenekler değişmedi. Hizmet için şarkılarla türkülerle halka yalvaranlar gücün cazibesine kapılmaya ve gelenekleri sürdürmeye devam ettiler. Devam ettikleri bir şey daha var ki o da, parti, ya da ideoloji ayırımı olmadan oluşturdukları kirlilik. Sokağı, devleti ve insanlığı kirlettiler sürekli. Hiçbiri ama hiçbiri pisliklerini temizleyemedi ve kovulmadan da hiçbiri gitmedi. 

23 Aralık 2013 Pazartesi

Zorla güzellik


Hiçbir işim kolay olmaz benim. Uyumakta bile zorlanıyorum bazen. Huysuz ihtiyar halimi hiç düşünemiyorum bu basiretsiz halimle. Hem zorlanıyorum, hem de sıkılıyorum işlerin uzamasından. Fakat istifimi de hiç bozmuyorum. Tabi tuttuğum takım da bana benziyor, belki de o yüzden çok seviyorum. İlk yarı uzun süre koltuğumda oturuyorum. İkinci yarıda dayak başlıyor gibi olsa da Onur bir kalkan gibi tokatların karşısında yıkılmıyor. İte kaka bir gol atıyoruz. Ama ''galibiyet kolay mı olacak ? '' diye de şaşkınız. Derken ihtiyacımız varmış gibi golü hemen kalemizde görünce zorlanmaya başlıyoruz. İkinci gol sonrasında kırmızı kart yiyen Colman olayı çözse de yine sıkıya getirmeden kazanamıyoruz. Takım kötü oynadı diyemeyiz. Ama bu sene eksikler bitmeyecek. 

Keyifsiz ve yorgun geçen pazarın finalinde doğru düzgün bir şey daha olmalıydı nefes alıyor olmaktan başka. O da TTArena'da bir galibiyet. Çok zor olmamalıydı rakip kaybederken. Aslında olmayacaktı da resmen rakip kale dövüldü. Onur Kıvrak  yerine kim olsa Trabzon bu gece TTArena'dan üç-beş yemeden gidemezdi. 

Yolda gelirken bir şeye aklım takıldı. ''Şu Trabzon'un sayılmayan şampiyonluğu meselesi üzerinden kimseye faydası olmayan göndermeler için pankart yapmak da nedir ?'' dedim. Boş verdim  Orhan Gencebay'dan dinledim. Aklım Takıldı. 

25th Hour (2002)


Gündem boktan, duyduklarımız mide bulandırmaya devam eder nitelikte seyrediyor. Yorucu iş temposu ve sevdiklerime ayırdığım zamandan kalan kısıma mümkün olduğu kadar kaçırdığım filmlerden eklemeye devam ediyorum. 

Yine bir adamın peşine takıldım gidiyorum. Robin Williams, Robert de Niro, Brad Pitt derken şimdi de ''Fight Club'' filminin çelimsiz yumruğu Edward Norton filmlerine başladım. Bu adamın kötü bir adam olması zor gibi ama  bu hikayede pisliğe bulaşmış. Kim bilir belki bilmediğim kötü adamlıkları vardır daha. Vakit olursa bu yılın son günlerinde bir iki filmini daha izleyip daha da hayranlık duyabilirim.

İzlerken hapse gireceğini düşünüp kendimce bir kaçış senaryosu bile kurdum ama pek öyle olmadı. Tam bir televizyon filmiymiş ama ben televizyon seyretmediğim için yeni görüyorum. Bir arkadaşımın paylaşımıyla öğrendiğim http://www.filimadami.com/ sayesinde kaçırdığım ve kovaladığım filmleri daha kolay takip ediyorum çok şükür. Bir pazar gecesi için fazla bile uzattık lafı. 

13 Aralık 2013 Cuma

Schindler's List (1993)


Dünya bu utancı ilk defa yaşamadı, bu katliam da son olmadı. Ama sadece bir kere yapılmış gibi, çok iyi anlatıldı, zihinlere kazındı. Oysa bu filmin çekildiği ve yayına girdiği tarihlerde yine Avrupa'nın orta yerinde, bu sefer televizyon ekranlarında herkesin gözü önünde tekrar katliam yaşandı. Üstünden yirmi sene geçti ve kimse doğru düzgün hatırlamadı. Keşke katliam yapan caniler hiç doğmasaydı. 

11 Aralık 2013 Çarşamba

...ve tarihe bir satır daha eklenir.


Karışıklıkların, bölünmelerin, ayrılıkların ve değişikliklerin silemediği ya da  zedeleyemediği bazı alışkanlıklarımız var...

Bu kadar karışıklığın, saçma sapan gerilimlerin ve kötü giden bir ligin üstüne zaten beklentilerimiz törpülenmişti. Fakat Şampiyonlar Ligi gruplarında sonuç hiç de öyle olmadı. Her şeye rağmen bugün zor gözüken o gruptan çıkmak inanılmaz önemliydi. Sıkıntılarının üstüne karlı ve bozuk zemini de hesaplamak zorunda kalarak dişe diş mücadele ile yüzleri güldürdüler ve tekrar aklı selim bir iş çıkarıp büyük zafer elde ettiler. 

Dün gece tribündeyken aklımdan'' Zidane'ı olmayan Juventus'dan korkulmaz'' gibi bir cümle geçti. Düşünmedim değil ama kar ve maçın durması bir şeylerin kötü gideceği hissiyatını bıraktı elime. İşlerin tersine dönmesi ise futbolun güzel yüzünü bize göstermesiydi.

Kazanmak demek müziği tekrar dinlemek demekti...